• 0212 550 60 73
  • bilgi@imambuharivakfi.org

FAZİLET VE BEREKET VESİLESİ ÜÇ AYLAR

FAZİLET VE BEREKET VESİLESİ ÜÇ AYLAR

İşte bu mevsimlerden biri de içlerinde fazileti naslarla belirlenmiş olan ve örfümüzde “üç aylar” diye bilinen Receb, Şaban ve Ramazan aylardır. Allahu Teâlâ’dan bu ayları İslam ümmetine hayır, özellikle sıkıntılarını çektiğimiz meşhur hastalıktan ve sair belalardan kurtuluş vesilesi kılmasını niyaz ederiz.

‏بسم الله الرحمن الرحيم

‏الحمد لله رب العالمين والصلاة والسلام على رسولنا محمد وعلى آله وأصحابه

Hikmetinden, takdirinden ve fiillerinden sual olmayan Allah’u Teala ne yücedir. En güzel isim ve sıfatlar O’nundur. Her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.

Bilmiş olalım ki kâinatın hepsi Allah’u Taala’nın mülküdür, yaratmasının eseridir. Zaman, mekân, kişi vb. O’nun mülkü, varlığının delili, kudretinin tezahürüdür. Allah’u Teala buyuruyor ki: “Gece, gündüz, güneş ve ay hep O’nun ayetlerindendir. Siz güneşe, aya secde etmeyin. Onları yaratan Allah’a secde edin” Fussilet 37

Kâinatı yoktan var eden Allah’u Teala’nın hikmetinin eseri olarak bazı zamanları diğer zamanlara, bazı mekanları diğer mekanlara, bazı kişileri diğer kişilere üstün tutmuştur. Binaenaleyh o zamanlardaki yahut o mekanlardaki ibadetleri başka zaman yahut mekanlardaki ibadetlerden faziletli kılmıştır.

Bunun hikmetini beyan sadedinde Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Şüphe yok ki Rabbinizin, akan zaman içinde ihsan ettiği fırsatları vardır. Bu fırsatları yakalamaya çalışın. Ola ki o fırsatlardan biri sizi yakalar da ondan sonra bir daha asla bedbaht olmazsınız.” Hadisi Taberani Muhammed b. Mesleme’den rivayet etmiştir. Âlimler der ki: “Sair zamanlarında nefsine uyarak Allah’a layıkıyla kul olmaktan uzaklaşan kişi, bugün ve zamanlarda Allah’ın rahmetinin, mağfiretinin daha yakın olduğunu bilince kalbinde Allah’a dönüş için bir azim meydana gelir. Bu da onun kurtuluşuna vesile olacak amellere başlayıp sarılmasına sebep olur.”

İşte bu mevsimlerden biri de içlerinde fazileti naslarla belirlenmiş olan ve örfümüzde “üç aylar” diye bilinen Receb, Şaban ve Ramazan aylardır. Allah’u Teâlâ’dan bu ayları İslam ümmetine hayır, özellikle sıkıntılarını çektiğimiz meşhur hastalıktan ve sair belalardan kurtuluş vesilesi kılmasını niyaz ederiz.

Gönül isterdi ki bu şekildeki mevsimler hakkında farklı bakış açıları bulunsa da İslam aleminde, müslümanlar arasında tartışmanın, bidatle ve sünnete muhalefetle ithamın sebebi olmasın. Mesele daha çok İslam alimlerinin “fazilet vesilesi ameller” diye ifade ettikleri ameller kapsamında değerlendirilsin. Lakin temenni bu olsa da vakıamız bu değildir. Biz de bu çerçevede farklı görüşü olanlara bir cevap şeklinde değil de yazımıza, sözümüze -ehil olmasak da- değer veren kardeşlerimize hatırlatma ve nasihat kabilinden birtakım hususları dile getirmek istedik:

Bu çerçevede deriz ki:

Enes bin Malik’ten rivayet edildiğine göre şöyle dedi: “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Receb ayı girdiğinde şöyle derdi: “Allah’ım Recep ve Şaban aylarında bizim için bereketli kıl, bizi Ramazan’a eriştir.” Hadis, Müsned’de, İmam Beyhâki Şuab’ul-İman’da, Heysemi Mecma’uz-Zevaid’inde rivayet edilmiş ve senedindeki zayıf bir raviden dolayı zayıf kabul edilmiştir.

Üsame b. Zeyd’den de rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Dedim ki: Ey Allah’ın Resulü Şaban ayında oruç tuttuğun kadar başka bir ayda oruç tuttuğunu görmedim? Buyurdu ki: “Bu (Şaban ayı), Recep ile Ramazan arasında kalan insanların da ihmal ettiği bir aydır. Ayrıca bu Amellerin âlemlerin Rabbine arz edildiği bir aydır. Ben de amelimin oruçluyken arz edilmesini istiyorum.” Hadisi İmam Nesai ve İmam Ahmed rivayet etmiştir. Senedinin de hasen olduğu belirtilmiştir.

Bazı âlimler hadiste geçen “bu, Recep ile Ramazan arasında kalan insanların da ihmal ettiği bir aydır” ifadesinden yola çıkarak Recep ayının faziletine, zikredilen oruç ibadetinden dolayı da Recep ayının orucuna işaret edildiğini beyan etmişler ve bu ayda oruç tutmanın müstehab olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca hadis Şaban ayının faziletli bir ay olduğunu, Rasulullah’ın bu ayda çok oruç tuttuğunu belirtmiştir.

Müminlerin annesi Hazreti Aişe (r.ah)’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: “Rasulullah’ın Ramazan ayı dışında hiç bir ayı baştan sona oruçlu olarak geçirdiğini görmedim. Şaban ayında oruç tuttuğu kadar başka bir ayda oruç tuttuğunu da görmedim.” Hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.

Denilebilir ki: Hadiste görüldüğü gibi Rasulullah, Ramazan ayı dışında hiçbir ayı baştan sona tutmamıştır. Ancak günümüzde üç ayların hepsini oruçla geçiren insanlar vardır. Deriz ki: Fıkıh usulü ilminde kabul edilen kaideye göre, “mutlak terk (yani herhangi bir fiili işlememek)” o fiilin nehiy edildiği anlamına gelmez. Evet Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den tek başına Receb ayını baştan sona oruçla geçirmenin nehiy edildiği varid olmuştur. Hadisi İbni Mâce rivayet etmiştir, ancak hadis zayıftır. Ayrıca Receb ayı ile başka bir ayı yahut İmam Ahmed’in dediği şekilde aydan bir veya iki günü bırakarak tuttuğu zaman bu nehyin dışında kalmış olur.

Ayrıca Receb ayı haram aylardandır. Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır: “Doğrusu ayların sayısı, Allah katında on iki aydır. Gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında bunlardan dördü haram olanlardır. İşte bu en payidar, en doğru dindir. Onun için bilhassa bu aylarda nefislerimize zulmetmeyin.” Tevbe Suresi 36

Ayet-i kerimenin tefsiri ile alakalı olarak Katade şöyle der: “Allah mahlukatından bir kısmını seçmiştir. Meleklerden elçiler, insanlardan Resuller seçmiştir. Sözlerden, kelâmdan “zikr”ini seçmiştir, yeryüzünden mescitleri seçmiştir. Aylardan Ramazan ve haram ayları seçmiştir. Günlerden cuma gününü, gecelerden Kadir gecesini seçmiştir. Binaenaleyh Allah’ın tanzim ettiğini siz de tazim edin. Zira fehim (anlayış,) akıl ehlinin nezdinde işler, Allah’ın tazim etmesi ile tazim kazanır.” Ayrıca şöyle der: “Haram aylarda zülüm diğer aylarda işlenen zulümden daha büyük bir günahtır...” Bu izah da haram aylardan biri olan Receb ayının tazim edilmesi gerektiğini gösterir.

Dua ile ilgili olarak da Abdullah b. Ömer’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Beş gece vardır ki bu gecelerde edilen dua geri çevrilmez cuma gecesi, Recep ayinin ilk gecesi, Şaban ayinin on beşinci gecesi, bayram (Ramazan) gecesi ve Kurban gecesi.” İmam Beyhâki Şuab’ul- İman’da rivayet etmiştir.

İmam Şafii de şöyle demiştir: “Bize ulaşan haberlerde şöyle denildi: Şüphesiz dua şu beş gecede icabete mazhar olur. Cuma gecesi, kurban gecesi, Ramazan bayramı gecesi, Receb ayının ilk gecesi, Şaban ayının ilk gecesi.” El-Umm 1/264

Aktarmış olduğumuz bu hususlara Şaban ayının on beşinci gecesi ile ilgili varid olan faziletleri eklediğimizde bu ayların gerçekten kıymeti bilinmesi gereken ve nafile ibadetlere daha fazla yönelmenin faziletli aylar olduğu neticesine ulaşırız.

Diğer taraftan bu aylarda yapılacak ibadetler; nafile namaz, nafile oruç, dua, sadaka vb. gibi ibadetleri teşvik ve emreden genel emirler kapsamında da yer almaktadır. Kaldı ki bu genel emirlere ek olarak haklarında özel rivayetler de mevcuttur…

“Hususi bir namaz, hususi bir dua; yani şu gece şu kadar namaz kılan şöyle şöyle sevaba nail olur” meselesine gelince bu konuda sabit bir nass yoktur. Ancak bu husus o gün yahut gecelerde nafile ibadet edilemeyeceği manasına gelmez. Bilakis her türlü namaz kılınabilir, dua edilebilir, oruç tutulabilir. Nitekim fıkıh usulü ilminde belirtilen kaide şöyle der: “Mutlak emir (yani herhangi bir kayda bağlanmamış olan emir sigası) dört hususu; zamanları, mekanları, halleri ve kişileri şamildir, kuşatır.” Dolayısıyla “namaz kıl, oruç tut, kuran oku, sadaka ver, dua et vb.” denildiğinde, özel bir delil ile tahsis edilen dışında “her zamanda, her mekânda, her hal üzere ve her kişi” tarafından yapılabileceğini ifade eder. Daha iyi izah için, “Kur’an oku” emrini örnek alacak olursak bu emir, her zamanda, her mekânda, her hal üzere kuran okunabileceğini ifade eder. Fakat varid olan hususi delilden dolayı mekân olarak tuvalet vb. yerde, hal olarak cünüp yahut hayızlı iken Kur’an okunmaz. Binaenaleyh bu ayların günleri yahut geceleri hakkında bu ibadetlerin yapılmasına engel teşkil edecek herhangi bir sarih, sahih nas yoktur. Dolayısıyla bu aylar ve bu ayların gün ve geceleri o genel ifadelerin kapsamında yer alır.

Recep ayının ilk Cuma gecesine yani Regaip diye ifade edilen geceye gelince bu hususta aktarılan “özel namaz” sahih bir rivayete dayanmaz. Ancak Cuma gecesi olması yönünden ve mutlak nafile niyetiyle namaz kılınmasında herhangi bir mahzur yoktur. Bu konuda büyük âlimlerimizden İzz b. Abdüsselam ile İbnu’s-Salah arasında bu konuda (yani Regaip gecesi kutlaması hakkında) bir münazara cereyan etmiş, arada olan âlimler böyle bir gecenin bulunmadığını savunan İzz b. Abdüsselâm’ı haklı bulmuşlardır. Ancak bu meseleye bağlı olarak şuna dikkat çekmek isteriz. Muteber âlimlerin ihtilaf ettiği bir konuda bizim tercih etmediğimiz görüşü benimseyen âlimleri bidat ile, münker olmakla itham ihtilaf usulüne aykırıdır. Zira o görüşte İslam âlimler arasında muteber bir yeri olan İbnu’s-salah (rh.a.) tarafından savunulmuştur. Aynı tavrın günümüzde varid olan bu görüşlere dayanarak Regaip gecesi veya kandilini kutlamak isteyenlere gösterilmesi gerekir. Bidat yahut münker amelle tavsif edilmesi ağır bir ithamdır.

Belki değinilmesi gereken şu husus kalmıştır. “Peki biz, şimdiye kadar bu tür nafilelerin, kutlamaların bidat, münker ameller olduğunu söylemiştik. Şimdi nasıl başka bir şey söyleyelim.” Buna cevap ise şudur: Evvela şu an yaşadığımız afetin temel sebebi bizimle naslar arasındaki alimleri kaldırmamız, her birimizin müçtehitmişiz gibi eline geçen hadisten hüküm çıkarmaya çalışmamızdır. Dolayısıyla tekrar müçtehit imamlarımıza ve onların izinden giden âlimlere dönmemiz gerekir. İkinci olarak, eğer bu sözleri bir alimin içtihadına dayanarak söylemiş isek, mesuliyet o alimin boynundadır. Önemli olan o alimin muteber ulemadan biri olmasıdır. Yok eğer kendi görüşümüz yahut kendi verdiği kanaati dinin esası, farklı görüşü ise münker bir bidat gören birinden almışsak bu durumda Hazreti Ömer (r.a.)’ın Ebu Musa El-Eş’ari’ye tavsiyesine uymak en isabetli yol olacaktır. Hazreti Ömer (r.a.) gönderdiği mektupta şunu söyler:

“…Dün hükme bağlanmış olduğun, bugün ise tekrar gözden geçirdiğin ve neticesinde doğrusuna yol bulduğun kararın, doğruya, hak olana dönmene mâni olmasın. Zira hak kadimdir (öncedir) hiçbir şey onu iptal etmez (batıl kılmaz). Hakka dönmek ise batıl üzere devam etmekten hayırlıdır.”

Şunu da unutmayalım: İmam Şafii (rh.a) Irak’a gidip Mısır’a dönüşünden sonra yeni mezhebini tesis etmiş ve eski görüşlerinin aktarılmasına müsaade etmemiştir.

Abdurrahman b. Semüre (r.a.)’dan rivayet edilen hadiste de Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Herhangi bir konuda yemin edersen sonra başkasının yemin ettiği şeyin değilde başka durumun ondan daha hayırlı olduğunu görürsen hayırlı olanı yap yeminin de kefaretini yerine getir.” Muttefekun aleyh

Bu konuda yazacaklarımız bunlardır. Doğru ve hayır, Allah’ın muvaffakiyeti ve ihsanı, yanlış ise bizden, kasır olan akıl ve ilmimizdendir.

Allah’u Teala ihsan ettiği ömrün her anının kıymetini bilen ve Allah’ın rızâsına nail olmaya sarf eden kullarından eylesin. Recep ve Şaban aylarını ibadat-ı taat ile bereketli kılsın bizleri Ramazan’a kavuştursun.